Bir varmış bir yokmuş… Dağların arasına saklanmış, sabahları kuşların cıvıltısıyla uyanan küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada, oyun oynamayı çok seven iki arkadaş yaşarmış: Melis ve Kerem. Melis sabırlı ve düşünceliymiş; Kerem ise meraklı ve hareketli. Bir gün okul dönüşü, rüzgârın uçurduğu bir kâğıt parçası ikisinin önüne düşmüş. Kâğıdın üzerinde şöyle yazıyormuş:
“Dostluk Ağacı’nın yaprakları kayboluyor. Onu kurtaracak olanlar, paylaşmayı bilen çocuklardır.”
Kerem heyecanla, “Gerçek mi acaba?” demiş. Melis gülümsemiş: “Belli ki bir masalın daveti bu. Hadi deneyelim.”
Ertesi gün çocuklar kasabanın dışındaki ormana gitmiş. Rüzgâr, sanki onlara yol gösteriyormuş. Uzun yürüyüşten sonra ışıklarla parlayan kocaman bir ağaç görmüşler. Yapraklarının yarısı yere düşmüş, dalları hüzünle eğilmiş. Ağaç ince bir sesle konuşmuş: “Ben Dostluk Ağacı’yım. Yapraklarım çocuklar paylaşmayı unuttuğunda solar. Bana yardım eder misiniz?”
Melis hemen başını sallamış: “Elbette!” Kerem biraz düşünmüş: “Ama nasıl?”
Ağaç, “Üç deneme yapmalısınız: paylaşmak, sabır göstermek ve doğaya saygı duymak. Başarırsanız yapraklarım yeniden yeşerecek,” demiş.

İlk Deneme: Paylaşmak
Çocukların önünde sihirli bir sepet belirmiş. İçinde parlayan kırmızı elmadan sadece bir tane varmış. Kerem çok acıkmıştı, hemen almak istemiş. Melis yumuşakça, “Gel, ikimiz de bir ısırık alalım. Paylaşırsak sepet dolabilir,” demiş. Kerem biraz duraklamış ama sonra kabul etmiş. Elmayı ortadan ikiye bölmüşler. Tam o anda sepetin içi elmalarla dolmuş! Yaprakların bir kısmı yeniden açmış.
İkinci Deneme: Sabır
Ağaç gökyüzüne doğru uzanıp, “Şimdi yağmur bekleyin,” demiş. Ama gökyüzü kupkuruymuş. Çocuklar dakikalarca beklemiş. Kerem sıkılıp, “Gel, başka yol arayalım,” demiş. Melis ise ellerini açıp dua etmiş: “Yağmur, doğru vakitte gelir.” O an bulutlar toplanmış, gök gürlemiş ve yağmur başlamış. Toprak suya kavuşmuş. Kerem şaşkınlıkla, “Meğer sabırla beklemek gerekirmiş,” demiş.
Üçüncü Deneme: Doğaya Saygı
Yağmurdan sonra yolun kenarında kırılmış bir fide görmüşler. Kerem eğilip dalı koparmak istemiş, ama Melis, “Hayır, onu onaralım,” demiş. Bir çubukla fideyi desteklemiş, iplik parçasıyla bağlamış. Kerem de taşları kenara çekip suyun akışını düzenlemiş. Fide canlanmaya başlamış. Dostluk Ağacı’nın dalları birden ışıldamış, bütün yaprakları yerine gelmiş.
Ağaç gülümsemiş: “Gerçek dostluk paylaşmakla büyür, sabırla köklenir, doğaya saygıyla çiçek açar. Siz bunu gösterdiniz.” Çocuklara küçük bir dal hediye etmiş. Dal, minik ışıklarla parlıyormuş. “Bu dalı köyünüze götürün. Onu diktiğiniz yerde herkes kardeşlik ve dostluğu hatırlayacak,” demiş.
Melis ve Kerem teşekkür edip eve dönmüş. Bahçeye dalı dikmişler. Birkaç gün sonra dal filizlenmiş ve herkesin uğradığı küçük bir gölgelik olmuş. Çocuklar orada oyun oynar, kitap okur, dostluk üzerine sohbet edermiş.
Kasaba halkı bu mucizeyi görünce Melis ve Kerem’e minnet duymuş. Ama onlar sadece gülümsemiş: “Biz sadece paylaşmayı, sabrı ve doğayı hatırladık.”
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri dostluğu sevenlerin, biri paylaşmayı bilenlerin, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.













Bir yanıt yazın