Bir varmış bir yokmuş… Vakitsiz öten kuşların değil, tam vaktinde şarkı söyleyen serçelerin yaşadığı, sabahları çiğ tanelerinin inci gibi parladığı bir kasaba varmış. Bu kasabanın ötesinde, adımlarını hafifleten, kalbi huzurla dolduran Gizemli Orman uzanırmış. Ormanda iki yakın arkadaş sık sık gezer, sessizliği dinlermiş: Nehir ve Toprak.
Nehir meraklı, Toprak ise dikkatliymiş. Bir gün ormana girerken yaşlı bahçıvan dede onlara seslenmiş:
— Evlatlarım, derinlerde bir Gül Çiçeği var; her yıl yalnız doğru söz, sabırlı yürek ve doğaya saygı ile açar. Görürseniz koparmayın; sevgiyle koruyun.
İki arkadaş birbirine bakmış, gözleri parlamış. Kuş cıvıltıları eşliğinde patikadan ilerlemişler. Az sonra pırıl pırıl bir pınarın yanında, minicik bir tomurcuk görmüşler. Tomurcuğun yanında yosunla yazılmış üç kelime duruyormuş: Doğruluk — Sabır — Şefkat.
Tam o sırada Nehir fark etmeden ince bir dalı kırmış. “Çıt” sesi ormanın sessizliğine karışmış. Nehir’in yüzü kızarmış:
— Toprak, dalı ben kırdım. Çok özür dilerim, dikkat etmeliydim.
Toprak gülümsemiş:
— Hata olur. Önemli olan doğruyu söylemen.
Nehir küçük bir çubukla kırılan dalı desteklemiş, ipiyle nazikçe bağlamış. Pınardan avucuyla su alıp dalın dibine dökmüş. O anda tomurcuk hafifçe titremiş, sanki memnun kalmış gibi minik bir ışık saçmış. İlk sınav—doğruluk—böylece tamamlanmış.

Güneş ağaçların arasından süzülürken ikincisi başlamış: sabır. Tomurcuğun üstünde kelebek kanadı gibi ince bir yaprak kıpırdanıyormuş, fakat açılmıyormuş. Nehir biraz sabırsızlanmış:
— Hemen açılsın istiyorum.
Toprak yere oturup derin bir nefes almış:
— Gel, rüzgârı dinleyelim. Sabır beklerken kalbi yumuşatır.
İkisi sessizce pınarın sesini, yaprakların hışırtısını, ötüşen kuşları dinlemiş. Güneş yavaşça yol alırken Nehir içinden “Bekleyebilirim,” demiş. Bir süre sonra tomurcuk yine titremiş, bu kez rengi pembe bir parıltıyla canlanmış. İkinci sınav da—sabır—nezaketle geçilmiş.
Üçüncü sınav, bir anda kendini göstermiş. Patikanın kenarında rüzgârın savurduğu kağıtlar, plastik bir şişe ve kopmuş bir ip yığını varmış. Bir kirpi, çöplerin arasına sıkışmış. Nehir ve Toprak hemen koşmuşlar.
— Önce kirpiyi kurtaralım!
Toprak ipi dikkatlice çözmüş, Nehir kirpiyi sakinleştirmiş. Sonra ikisi de çöpleri toplamış, geri dönüşüm torbalarına ayırmış. Nehir pınarın yanına küçük taşlardan bir yalak yapmış; kirpiyle birlikte serçeler ve sincap da su içmiş. Orman derin bir nefes almış sanki. Tomurcuk altın rengiyle parlamış; üçüncü sınav—şefkat ve doğayı koruma—da tamamlanmış.
Derken dallar arasından bilge bir baykuş süzülerek konmuş. Gözleri ay ışığı gibi yumuşakmış.
— Ben Puhu, bu ormanın bekçisiyim. Gül Çiçeği her yıl iyiliği hatırlatmak için açar. Onu zorla açamazsınız; ama doğru sözle, sabırla ve şefkatle ona yol verirsiniz.
Tam o anda tomurcuk yavaşça açılmış. Yaprakları gül kokusu gibi değil; temiz toprak ve taze yağmur kokuyormuş. Çiçeğin ortasında minik bir ışık yanmış; kalp şeklinde kıvılcımlar etrafa saçılmış. Nehir elini uzatmış ama Puhu nazikçe kanadını kaldırmış:
— Onu koparmayın. Çiçeğin sırrı burada kalmalı. Ama bakın, yerde bir düşen yaprak var. Bunu alın; içinde tohumlar saklıdır.
Nehir ve Toprak düşen yaprağı avuçlarının arasına dikkatle almışlar. Puhu fısıldamış:
— Tohumlarınızı kasabanıza götürün. En çok paylaşılan yerde ekin. Gül Çiçeği yalnız sizde değil, herkeste açsın.
Ertesi gün kasaba meydanında küçük bir tören yapmışlar. Çocuklar, büyükler, komşular bir araya gelmiş. Nehir, çiçeğin sırrını anlatmış; Toprak tohumları dağıtmış. Her aile küçük bir saksıya tohum ekmiş. “Suyu dönüşümlü verelim, çöplerimizi ayıralım, paylaşalım,” demişler. Günler geçmiş; sabırla sulamış, birbirlerine hatırlatmışlar: “Doğru konuş. Sıranı bekle. Doğayı koru.” İlk filiz göründüğünde meydanda sevinç çığlıkları yükselmiş. Ardından pembe, beyaz, altın renkli güller açmış; kasabayı tatlı bir koku değil, iyilik alışkanlığı sarmış.
Bir akşamüstü Nehir ve Toprak yeniden ormana gitmiş. Açan Gül Çiçeği’nin yanında Puhu onları bekliyormuş.
— Söz verdiniz ve tuttunuz, demiş. — Artık ormanın kalbi sizin dostunuz.
Nehir gülmüş:
— Meğer çiçağin gizemi hep bizim içimizdeymiş.
Toprak da eklemiş:
— Doğruluk, sabır ve şefkat… Üçü bir araya gelince her yer güzelleşiyor.
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri doğruyu söyleyenlerin, biri sabırla bekleyenlerin, biri de doğayı sevgiyle koruyan güzel çocukların başına.













Bir yanıt yazın