Bir varmış bir yokmuş… Uçsuz bucaksız çölün kıyısında, küçük evlerin sıralandığı bir köy varmış. Bu köyde yoksul ama çalışkan bir oduncu yaşarmış. Adı Ali Baba’ymış. Gün boyu develerine yüklediği odunları pazara götürür, kazandığıyla ailesini geçindirirmiş.
Bir sabah erkenden yola çıkmış. Ormanın derinliklerinde odun keserken uzaktan nal sesleri duyulmuş. Develer ürkmüş, kuşlar havalanmış. Ali Baba merakla bir kayanın arkasına saklanmış.
Çölde kırk kadar atlı belirmiş. Yüzleri örtülü, zırhları parlayan bu adamlar ağır çuvallar taşıyormuş. Başlarındaki lider yüksek sesle bir şifre söylemiş. Kayaların arasında gizli bir kapı açılmış, hep birlikte içeri girip çuvalları bırakmışlar. Ardından kapı yeniden kapanmış.
Ali Baba duyduklarına inanamamış.
Gizli Mağara
Atlılar gidince sessizce çıkıp aynı kelimeleri fısıldamış. Kayalar ağır ağır açılmış. İçeride göz alıcı bir manzara varmış: altın yığınları, ipek balyaları, mücevher sandıkları…
Ama Ali Baba yalnızca küçük bir kese almış. İçinden “İhtiyacım kadar yeter, fazlası başıma dert getirir,” demiş.
Eve dönünce karısına anlatmış. Kadın şaşkınlıktan gözlerine inanamamış ama Ali Baba’nın kanaatkâr kalbine güvenmiş.
Kardeşin Hırsı
Ali Baba’nın bir de Kasım adında zengin ama gözü doymaz bir kardeşi varmış. Sırrı öğrenince hemen mağaraya gitmiş. Ama hazinenin büyüsüne kapılmış. Çuvalları doldurmuş doldurmuş, çıkmak istediğinde sihirli sözü unutmuş.
Atlılar geri geldiğinde onu orada bulmuşlar. Açgözlülüğü yüzünden kurtulamamış. Kasabanın halkı bu haberi duyunca ibret almış.

Haramilerin Planı
Çete, sırrı öğrenenin Ali Baba olduğunu anlamış. Onu yakalamak için türlü oyunlar kurmuşlar. Bir keresinde dev fıçılar içinde evine sızmaya çalışmışlar.
Ama Ali Baba’nın yanında zekâsıyla tanınan cesur bir yardımcı varmış: Müjde. Gece fıçılardan garip sesler duymuş. Şüphelenip tek tek bakmış, haramilerin gizlendiğini anlamış. Cesaretiyle onların planını bozmuş, hepsini etkisiz hâle getirmiş.
Paylaşmanın Gücü
Sonunda köy halkı rahat bir nefes almış. Mağaradaki hazine çalınmak yerine köylüler arasında paylaşılmış. Hiç kimse aç kalmamış, fakir evler ışıkla dolmuş.
Ali Baba hep aynı sözü tekrarlamış:
— Asıl hazine altın değil, komşuların yüzündeki tebessümdür.
Mutlu Son
O günden sonra köyde açgözlülüğün değil, kanaatin ve paylaşmanın kıymeti anlatılmış. Müjde’nin cesareti, Ali Baba’nın dürüstlüğü dilden dile dolaşmış.
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri kanaatkâr olanların, biri cesur davrananların, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.













Bir yanıt yazın