Bir varmış bir yokmuş… Sıcak rüzgârların estiği uzak bir diyarda, fakir ama dürüst bir oduncu yaşarmış. Adı Ali Baba’ymış. Geceden sabaha kadar çalışır, ormandan topladığı odunları pazara götürür, ailesinin rızkını kazanırmış.
Ali Baba’nın bir de Kasım adında zengin bir kardeşi varmış. Kasım, varlığına rağmen doyumsuz, Ali Baba ise azına kanaat eden bir adammış. Bu yüzden köy halkı Ali Baba’yı çok severmiş.
Gizemli Sesler
Bir gün Ali Baba, devesiyle odun toplarken toz bulutları görmüş. Saklanmak için bir ağacın arkasına geçmiş. Az sonra kırk kadar atlı, ağır çuvallar taşıyarak kayalıkların önünde durmuş.
Liderleri yüksek sesle bağırmış:
— Açıl Susam Açıl!
Kayaların arasında koca bir kapı açılmış. Atlılar içeri girip çuvallar dolusu altın, gümüş ve mücevher bırakmışlar. Sonra tekrar:
— Kapan Susam Kapan! demişler. Kapı kapanmış, hepsi uzaklaşmış.
Ali Baba hayretle beklemiş. Sonra cesaretini toplayıp aynı sözleri söylemiş. Kapı açılınca içeri girmiş. Göz kamaştırıcı hazinelerle dolu mağara önünde parlıyormuş.
Ama Ali Baba, kalbinin sesini dinlemiş:
— Benim ihtiyacım olan biraz altın. Gerisi gözümü doyurur, gönlümü değil, demiş.
Küçük bir kese alıp mağaradan çıkmış.

Açgözlü Kardeş
Kasım, Ali Baba’nın sırrını öğrenince hemen mağaraya koşmuş. Ama o, Ali Baba gibi kanaatkâr değilmiş. Çuvallar dolusu altını toplarken şifreyi unutmuş. Haramiler geri geldiğinde onu içeride bulmuşlar. Açgözlülüğü yüzünden oradan çıkamamış.
Köylüler bu haberi duyunca ibret almış: “Aç gözlülük insanı tuzağa düşürür.”
Haramilerin Planı
Çete, sırrı öğrenenin Ali Baba olduğunu anlamış. Onu yok etmek için plan yapmışlar. Bir gün büyük fıçılarla köyüne gelmişler. Görünüşte zeytinyağı taşınıyormuş ama fıçıların içinde haramiler saklanıyormuş.
O sırada Ali Baba’nın evinde çalışan cesur ve zeki bir kadın varmış: Müjde. Gece bahçeye çıktığında fıçılardan garip sesler duymuş. Şüphelenip tek tek kontrol etmiş ve içeride saklanan haramileri fark etmiş.
Müjde zekâsını kullanarak hepsini etkisiz hale getirmiş. Sabah olunca Ali Baba gerçeği öğrenmiş.
— Senin cesaretin olmasa ailemiz yok olurdu, demiş.
Paylaşmanın Gücü
Sonunda köy halkı rahat bir nefes almış. Haramilerin korkusu sona ermiş. Mağarada kalan hazine köylüler arasında paylaştırılmış. Fakir evler neşeyle dolmuş.
Ali Baba altınlara bakıp şöyle demiş:
— Gerçek zenginlik, sandıklarda değil, gönüllerde saklıdır.
Mutlu Son
O günden sonra köyde açgözlülük değil, paylaşma konuşulur olmuş. Çocuklara şu öğüt verilmiş:
“Kanaat eden huzur bulur, paylaşan ise gerçek dostluk kazanır.”
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri kanaatkâr olanların, biri zekâsını iyilik için kullananların, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.












Bir yanıt yazın