Ay’ın Işıltısındaki Gizemli Çıtırtı

Bir varmış bir yokmuş… Geceleri ayın gümüş ışığının köyün damlarına düştüğü, yıldızların masal gibi parladığı bir kasaba varmış. Bu kasabada Eylül adında meraklı bir kız yaşarmış. Eylül, her gece penceresini açar, ayın ışığını seyredermiş. Ama bir gece farklı bir şey olmuş: Ay’ın ışığı altında tuhaf bir çıtırdı duymuş.

Eylül dikkatle kulak kabartmış. Çıtırtı bazen çok yakın, bazen uzaklardan geliyormuş. Önce rüzgâr sandı, sonra bir dal kırılıyor diye düşündü. Ama ses hep aynı ritimle tekrar ediyordu.
— Acaba bu gizemli sesi kim çıkarıyor? diye mırıldandı.

Ertesi gün Eylül bahçeye çıkıp aramış ama bir şey bulamamış. Gece olduğunda tekrar penceresini açmış ve çıtırtı yine başlamış. Bu kez ses daha belirginmiş. Sanki minik adımlar atılıyormuş.

Birden, ay ışığının en parlak düştüğü yerde küçük bir parıltı belirmiş. Parıltının içinden ışıktan yapılmış minik bir tavşan çıkmış. Tavşanın kulakları ay ışığı gibi parlıyor, gözleri yıldız gibi parıldıyormuş.

— Merhaba Eylül, ben Ay Tavşanı, demiş.
Eylül şaşkınlıkla:
— Çıtırtıyı sen mi çıkarıyordun?
— Evet. Ben ay ışığı altında görünürüm. Çıtırdamalar, aslında yıldızların oyun sesleridir. İnsanlar duysun diye taşırım.

Eylül heyecanla sormuş:
— Peki neden bana geldin?
Ay Tavşanı gülümsemiş:
— Çünkü sen merak ettin, korkmadın ve dinledin. Ay’ın sırlarını öğrenmeye hazırsın.


İlk Sır: Cesaret

Ay Tavşanı, Eylül’ü bahçenin ortasına çağırmış. Ay ışığı yere gümüşten bir yol çizmiş.
— Cesaret, ay ışığının ilk sırrıdır. Gece karanlık olsa da içinde ışık taşır.

Eylül yolu yürüyünce çıtırtı tatlı bir melodiye dönüşmüş. İçindeki korku gitmiş, yerine cesaret gelmiş.


İkinci Sır: Sabır

Sonra tavşan, bahçedeki incir ağacının altına götürmüş. Ağacın dalları ay ışığında parıldıyormuş. Tavşan kulağına fısıldamış:
— Sabır, geceyi sabaha bağlayan köprüdür. Bekleyen kalp huzuru bulur.

Eylül ağacın altında beklemiş. Bir süre sonra yaprakların arasında ışıklı bir tomurcuk açmış. O anda çıtırtı tekrar duyulmuş, ama bu kez yumuşacık bir kalp atışı gibiymiş.


Üçüncü Sır: Paylaşma

Son olarak tavşan onu köy meydanına götürmüş. Ay ışığıyla meydanın ortasında bir masa belirmiş. Masada ekmek, süt ve meyveler varmış. Tavşan demiş ki:
— Paylaşma, ayın üçüncü sırrıdır. Ne kadar paylaşırsan, ışığın o kadar çoğalır.

Eylül hayali misafirlerle ekmeğini bölüşmüş. Masadaki yiyecekler çoğalmış, çıtırtı bu kez kahkaha gibi duyulmuş.


Gece Biterken

Ay Tavşanı son kez konuşmuş:
— İşte ayın üç sırrı: cesaret, sabır, paylaşma. Onları kalbine koyarsan, çıtırtıyı hep duyarsın. Bu ses, gecelerin seni korkutmadığını, seninle dost olduğunu gösterir.

Eylül teşekkür etmiş, kalbi huzurla dolmuş. Tavşan ay ışığına karışarak kaybolmuş. Çıtırtı yavaş yavaş azalmış, sonra ninni gibi bir sese dönüşmüş. Eylül yatağına dönmüş, gözlerini kapamış ve tatlı bir uykuya dalmış.

Sabah olduğunda güneş odasını aydınlatırken gülümsemiş. Pencereden bakmış ama tavşanı görememiş. Yine de biliyormuş: Çıtırtı aslında kalbinin içinde, ay ışığıyla birlikte hep onunla kalacak.

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri cesareti öğrenenlerin, biri sabrı bulanların, biri de paylaşmayı unutmayan çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir