
Bir varmış, bir yokmuş… Gökyüzünün masmavi olduğu, kuşların şarkılar söylediği yemyeşil bir ormanda, ihtiyar bir meşe ağacı yükselirmiş. Bu ağacın en tepesinde, simsiyah parlak tüyleriyle…

Bir varmış bir yokmuş… Eski zamanlarda, yeşillikler içindeki bir köyde Nasrettin Hoca yaşarmış. Hoca, hem bilgeliğiyle hem de nükteli sözleriyle tanınırmış. Köylüler ne zaman sıkıntıya…

Bir varmış bir yokmuş… Sıcak rüzgârların estiği uzak bir diyarda, fakir ama dürüst bir oduncu yaşarmış. Adı Ali Baba’ymış. Geceden sabaha kadar çalışır, ormandan topladığı…

Bir varmış bir yokmuş… Geniş ormanların kenarında, küçük bir köyde tatlı mı tatlı bir kız yaşarmış. Onu herkes Kırmızı Başlıklı Kız diye bilirmiş. Çünkü büyükannesi…

Bir varmış bir yokmuş… Uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin ardında, nehir kenarında büyük bir konakta yaşayan iyi kalpli bir kız varmış. Adı Külkedisi’ymiş. Bu ismi almasının…

Bir varmış bir yokmuş… Çok uzak diyarlarda büyük bir sarayda yaşayan iyi kalpli bir kral ile kraliçe varmış. Yıllar boyunca çocuk özlemi çekmişler. Nihayet duaları…

Bir varmış bir yokmuş… Uzak diyarlarda, kalbi tertemiz bir kız yaşarmış. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesi de uzun süre önce vefat etmiş. Kız, üvey annesi…

Bir varmış bir yokmuş… Geceleri ayın gümüş ışığının köyün damlarına düştüğü, yıldızların masal gibi parladığı bir kasaba varmış. Bu kasabada Eylül adında meraklı bir kız…

Bir varmış bir yokmuş… Gökyüzünde binlerce yıldızın ışıldadığı, ayın gümüş gibi parladığı bir gece âlemi varmış. Orada herkes ışığını paylaşır, gökyüzünü süsler, dünyaya huzur saçarmış.…

Uzak bir köyde, dağların eteğine kurulmuş küçük evlerin arasında eski bir kütüphane vardı. Bu kütüphaneyi kimse pek kullanmazdı. Rafları tozlanmış, pencereleri rüzgârla titreyen bu binanın…