Bir sabah kasabanın üzerinde garip bir sessizlik vardı. Güneş yükselmiş, yağmur bulutları çekilmişti ama gökyüzünde her zamanki o rengârenk köprü görünmüyordu. Çocuklar pencerelere koştu, gözlerini göğe dikti. “Anne,” dedi küçüklerden biri, “gökkuşağı nerede?” Hiç kimse cevap veremedi. Oysa her yağmurdan sonra gökkuşağı mutlaka belirir, renklerini gökyüzüne sererdi.
Kasabanın en meraklı kedisi olan Mırmır, bu sessizliği fark etti. Evlerin çatılarında gezinirken gökyüzünü gözledi. Ne kadar baktıysa da renkli ışıklara rastlamadı. İçinde bir his vardı: Bir şeyler ters gidiyordu. “Gökkuşağı kaybolmuş olamaz,” diye düşündü. “Belki de zor durumda. Onu bulup geri getirmeliyim.”
Mırmır cesaretini topladı, uzun kuyruğunu havaya kaldırdı ve adımlarını gökyüzüne en yakın olan dağ yoluna çevirdi.

Ormandaki İlk İpucu
Yolculuğu sırasında sık ağaçlarla kaplı bir ormana girdi. Yaprakların rengi solgundu, çiçekler sanki eski neşesini kaybetmişti. Bir dala tünemiş yaşlı karga, kısık bir sesle ona seslendi: “Renklerin kaybolduğunu sen de fark ettin mi, küçük kedi?”
Mırmır başını salladı. “Gökkuşağını arıyorum. Onu gören oldu mu?”
Karga kanatlarını açıp kuzeyi işaret etti. “Sisli dağların ardında onu bulabilirsin. Ama yol zordur. Cesaretin ve dostların olmalı.”
Mırmır teşekkür ederek yoluna devam etti.
Nehirdeki Yeni Dost
Ormanın sonunda parlak sularıyla kıvrılan bir nehir vardı. Suyun üstünde minik bir balık sıçrıyordu. Balığın adı Çıtırtı idi. Onun yüzgeçleri gümüş gibi parlıyordu. Çıtırtı hüzünlüydü. “Eskiden suyun yüzeyi gökkuşağının yansımalarıyla ışıldardı. Şimdi karanlık görünüyor,” dedi.
Mırmır ona yaklaşarak, “Ben gökkuşağını bulmaya gidiyorum. Sen de benimle gelir misin?” diye sordu.
Balık heyecanla kuyruğunu salladı. “Elbette, yol boyunca suyun gizli yollarını sana gösterebilirim.” Böylece Mırmır yalnız olmaktan kurtuldu, ilk yol arkadaşını kazandı.
Sisli Dağlar
İkili yola koyuldu ve sislerin sardığı dağlara ulaştı. Yol görünmüyordu. Mırmır bir an duraksadı. “Burada nasıl ilerleyeceğiz?” dedi. Tam o sırada hafif bir melodi duydular.
Sislerin arasından minik bir ışık belirdi. Bu ışık, kanatları şeffaf bir peri olan Lina’ydı. Elinde parlayan bir değnek vardı. “Korkmayın,” dedi Lina. “Sis sadece yolu saklar, ama kalbinizde cesaret varsa sizi durduramaz.”
Lina önden uçtu, ışığıyla yolu açtı. Üç dost birlikte yürüdü.
Gökkuşağının Hapsi
Dağın zirvesinde, gri taşların arasında sönük bir gökkuşağı gördüler. Renkleri neredeyse kaybolmuştu. Mırmır gözlerini kocaman açtı. “Gerçekten burada!” dedi.
Gökkuşağı kısık bir sesle konuştu: “Renklerim, insanların ve hayvanların kalbinden yayılan dostluğu unuttukları için soldu. Benim yeniden parlamam için kalpten gelen cesarete ve paylaşıma ihtiyacım var.”
Mırmır hiç düşünmeden patisini uzattı. Çıtırtı kuyruğunu ışıldayan su damlalarıyla çırptı. Lina değneğini havaya kaldırıp ışığını gökkuşağına gönderdi.
Birden gökyüzünde bir titreşim oldu. Önce kırmızı parladı, ardından turuncu, sarı, yeşil… Tüm renkler sırayla yeniden canlandı. Gökyüzü ışıkla doldu.
Kasabaya Dönüş
Gökkuşağı yeniden göğe yükseldi. Kasabada insanlar dışarı çıktı. Çocuklar sevinçle ellerini çırptı. “Gökkuşağı geri geldi!” diye bağırdılar. Gözleri parlayan Mırmır, “Artık biliyorum,” dedi. “Gerçek cesaret yalnız gitmek değil, dostlarınla el ele vermektir.”
Çıtırtı sevinçle suyun üzerinde sıçradı. Lina gökyüzüne yükselip parıltılar saçtı. Gökkuşağı ise dostlarına teşekkür ederek ışığını bütün kasabada yaydı.
O günden sonra insanlar ve hayvanlar paylaşmaya, birbirine yardım etmeye daha çok önem verdi. Çünkü herkes öğrendi ki gökkuşağı, dostluk olduğu sürece parlıyordu.
Ve böylece Kayıp Gökkuşağı ve Cesur Kedi Masalı, kulaktan kulağa anlatılan en sevilen hikâyelerden biri haline geldi. Çocuklar her yağmurdan sonra gökyüzüne bakarak bu cesur kediyi ve arkadaşlarını hatırladı.













Bir yanıt yazın