Keloğlan ile Yılan, Köpek, Kedi ve Balık Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde Keloğlan yine annesiyle birlikte küçük bir köyde yaşarmış. Keloğlan’ın kalbi temiz, aklı çalışkanmış. Ne zaman köyde biri yardıma ihtiyaç duysa, Keloğlan hemen koşar, elinden geldiğince destek olurmuş. İnsanlar onu çok severmiş; kimi zaman saf bulsalar da onun aslında iyilik dolu bir kalbi olduğunu bilirlermiş.

Bir gün Keloğlan sabah erkenden annesinin hazırladığı ekmeği bohçasına koyup dere kenarına doğru yürümüş. Amacı biraz odun toplamak ve annesine su getirmekmiş. Yolda ilerlerken kuru yaprakların arasında kımıldayan bir şey görmüş. Dikkatlice bakınca güneşten kavrulmuş, dili dışarı sarkmış bir yılan fark etmiş. Yılan hırıltıyla, “Genç delikanlı, ne olur bana yardım et, susuzluktan ölüyorum,” demiş.

Keloğlan önce ürkmüş ama sonra acımış. Testisindeki suyu dikkatle yılana vermiş. Yılan suyu içmiş, biraz kendine gelmiş. “Bana hayat verdin, karşılığını unutmayacağım. Günün birinde yardıma ihtiyacın olursa adımı an, yanına gelirim,” demiş.

Keloğlan yoluna devam etmiş. Köyün çıkışında bir ağacın altında acı acı inleyen bir köpek görmüş. Zavallı hayvanın ayağına diken batmış. Keloğlan hemen eline aldığı mendiliyle dikenleri temizlemiş. Köpek minnetle kuyruğunu sallamış. “Sen bana yardım ettin, ben de günün birinde sana sadakatimle karşılık vereceğim,” demiş.

Biraz daha ilerlediğinde kerpiç evlerin arasında ince bir miyav sesi duymuş. Küçük bir kedi, ip yumağına dolanmış, kurtulmaya çabalıyormuş. Keloğlan sabırla ipleri çözmüş, kediyi kurtarmış. Minik kedi tatlı tatlı mırlayarak, “İhtiyacın olduğunda yanındayım,” demiş.

Sonunda dereye varmış. Su doldururken yüzeye vuran bir balığın çırpındığını görmüş. Balık oltaya takılmış, kurtulmaya çabalıyormuş. Keloğlan oltayı çözüp balığı suya bırakmış. Balık başını çıkarıp, “Beni yaşama döndürdün. Günün birinde sana yardım edeceğim,” demiş.

Keloğlan akşamüstü eve dönmüş, olanları annesine anlatmış. Annesi gülümseyerek, “Oğlum, iyilik eden karşılığını mutlaka görür,” demiş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Köyün padişahı haber göndermiş: “Kim altın sarayımın kaybolan mücevherini bulursa ödüllendirilecek. Bulamayan ise cezalandırılacak.” Halk korkuyla susmuş. Fakat Keloğlan, “Ben denerim,” demiş ve yola çıkmış.

Yolda yılana rastlamış. Yılan, “Beni hatırladın mı? Hadi sarayın bahçesine bakalım. Orada gizlenmiş bir iz bulabilirim,” demiş. Gerçekten de yılan duvarın arasındaki ince bir delikten girip kaybolmuş ve kısa süre sonra geri dönmüş: “Mücevher bahçedeki kuyunun dibinde!”

Keloğlan hemen kuyuya bakmış ama çok derinmiş. Bu sefer köpek gelmiş. “Ben güçlü dişlerimle ipi çekiştiririm, seni aşağıya indirebilirim,” demiş. Keloğlan ipi beline bağlamış, köpek çekiştirerek onu aşağıya indirmiş. Kuyunun dibinde parlayan mücevheri görmüş ama suyun içinde olduğu için ulaşamamış.

O sırada balık çıkagelmiş. “Su benim evim. Mücevheri çıkarıp sana verebilirim,” demiş. Gerçekten de balık kuyunun dibinden mücevheri çıkarıp Keloğlan’a uzatmış.

Keloğlan mücevheri alıp çıkmaya hazırlanırken aniden ip çözülmüş ve kuyuda sıkışıp kalmış. Tam o anda kedi gelmiş, ince pençeleriyle ipi yeniden sağlamlaştırmış. Böylece Keloğlan kuyudan yukarı çekilebilmiş.

Keloğlan mücevheri saraya götürmüş. Padişah çok sevinmiş, ona altınlar ve hediyeler vermek istemiş. Ama Keloğlan gülümsemiş: “Ben yalnızca dostlarımın yardımıyla bunu başardım. Sadakatiyle köpek, merhametiyle kedi, suyun gücüyle balık, bilgeliğiyle yılan bana yol gösterdi. En büyük hazine onların dostluğu oldu.”

Padişah hayran kalmış. “Böyle temiz kalpli bir delikanlıya ödül vermemek olmaz. Senin köyüne bereket yağsın,” demiş. Gerçekten de o yıl köyün tarlaları ürünle dolmuş, herkes bolluk içinde yaşamış.

Ve Keloğlan dostlarıyla birlikte mutlu ve huzurlu günler geçirmiş.

Gökten üç elma düşmüş: biri iyiliğe inananların, biri dostlarını unutmayanların, biri de bu masalı dinleyen çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir