Keloğlan ve Altın Bülbül Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda yemyeşil ormanlarla çevrili bir köy varmış. Bu köyde annesiyle birlikte yaşayan saf ama akıllı Keloğlan, her sabah kuş cıvıltılarıyla uyanır, doğaya sevgiyle bakarmış. Onun en büyük merakı, ormanda yaşayan hayvanlarla sohbet etmek, ağaçların fısıltısını dinlemekmiş.

Bir gün köy meydanına sarayın habercisi gelmiş. Padişah herkese seslenmiş: “Kim altın tüyleriyle şarkı söyleyen bülbülü bulup getirirse, onu ödüllendireceğim. Ama kim boş dönerse cezalandırılacak.” Köylüler korkmuş, kimse cesaret edememiş. Fakat Keloğlan annesinin öğütlerini hatırlamış: “İyilik eden iyilik bulur, sabreden yolunu bulur.” Cesaretle, “Ben denerim,” demiş.

Ertesi sabah Keloğlan ormana doğru yürümüş. Yolda susuz kalmış bir ceylan görmüş. Hemen testisinden su verip ona yardım etmiş. Ceylan minnetle, “Bana iyilik ettin, gün gelir ben de sana yardım ederim,” demiş.

Biraz ileride kanadı kırık bir serçeye rastlamış. Keloğlan dikkatle kanadını sarıp onu yuvasına bırakmış. Serçe cıvıldamış: “Sana borçluyum, ihtiyaç duyduğunda yanındayım.”

Yoluna devam eden Keloğlan, ormanın derinliklerinde bir ihtiyarla karşılaşmış. İhtiyar ona demiş ki: “Altın bülbül kolay bulunmaz. Gözleri görmeyene, kalbi kötü olana görünmez. Onu bulmak için sabırlı ol, doğayı dinle.”

Keloğlan uzun süre sessizce yürümüş. Nihayet bir derenin kenarında tatlı bir şarkı duymuş. Ses göğe yükseliyor, adeta gökkuşağına karışıyormuş. Sesin geldiği ağacın dalında, altın gibi parlayan kanatlarıyla bir bülbül oturuyormuş. Göz kamaştırıcı güzelliği karşısında Keloğlan büyülenmiş.

Keloğlan yaklaşmış, ama bülbül ürküp uçacak gibi olmuş. Keloğlan nazikçe konuşmuş:
— “Altın Bülbül, sana zarar vermek istemem. Padişah seni arıyor. Eğer benimle gelirsen köyüm kurtulur. Ama senin rızan olmadan hiçbir şey yapmam.”

Bülbül, Keloğlan’ın temiz kalbini sezmiş. “Beni zorla yakalamaya çalışmadığın için sana güveniyorum,” demiş. “Ama saraya gitmeden önce bir sınavdan geçmelisin. Eğer iyiliği ve sabrı seçersen yanına geleceğim.”

Tam o sırada ormandan aç bir kurt çıkmış. Önünde küçük bir tavşanı yakalamış. Keloğlan hemen araya girmiş: “Ey kurt, bırak o tavşanı. Gel sana ekmeğimden vereyim.” Kurt şaşırmış ama Keloğlan’ın ikramını kabul etmiş, tavşanı bırakmış. Bülbül bu iyiliği görünce daha da güven duymuş.

Sonra uzun bir sessizlik olmuş. Bülbül şarkı söylemiş: “Gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılandır.” Keloğlan saygıyla başını sallamış. Bunun üzerine bülbül kanatlarını çırpmış ve Keloğlan’ın omzuna konmuş. “Benimle saraya gel,” demiş.

Köye dönerken ceylan yol göstermiş, serçe tehlikeli dalları işaret etmiş. Sonunda Keloğlan, altın bülbülüyle padişahın huzuruna çıkmış. Padişah bülbülü görünce çok sevinmiş. Ama Keloğlan, “Bülbül sizin olsun ama ona zarar vermeyin. Onun şarkısı özgürken güzeldir,” demiş.

Padişah bu sözlerden etkilenmiş. “Senin kalbin bülbülün kanatlarından da değerliymiş. Altın istemiyorsan, dile benden ne dilersen,” demiş. Keloğlan gülümsemiş: “Benim tek dileğim köyümdeki insanların aç kalmaması, çocukların neşeyle büyümesi.”

Padişah, Keloğlan’ın isteğini kabul etmiş. Köyün tarlaları bereketle dolmuş, herkes mutlu olmuş. Altın bülbül de sarayda kalmış ama özgürce uçarak şarkı söylemiş. Onun sesi ülkenin dört bir yanında barışı ve umudu hatırlatmış.

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri kalbi temiz olanların, biri sabırla iyilik edenlerin, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir