Külkedisi Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin ardında, nehir kenarında büyük bir konakta yaşayan iyi kalpli bir kız varmış. Adı Külkedisi’ymiş. Bu ismi almasının nedeni, sürekli ocak başında çalıştığı için üstünün başının kül içinde kalmasıymış.

Külkedisi’nin annesi küçük yaşta vefat etmiş, babası da yeniden evlenmiş. Yeni üvey annesi soğuk bakışlı, kibirli bir kadınmış. Kadının iki kızı daha varmış. Bu iki kız süslere, elbiselere düşkün; fakat kalpleri kıskançlıkla doluymuş.

Külkedisi evde en zor işleri yapmak zorunda bırakılmış: yerleri temizlemek, bulaşıkları yıkamak, odun taşımak… Ellerinde yaralar oluşmuş ama o asla şikâyet etmemiş. Çünkü kalbinde hep bir umut taşıyormuş: “Bir gün her şey daha iyi olacak.”


Balo Haberi

Bir gün saraydan haber gelmiş. Prens, evleneceği kişiyi seçmek için büyük bir balo düzenleyecekmiş. Tüm genç kızlar davetliymiş.

Üvey kız kardeşler sevinçle elbiseler hazırlatmış. Aynaların karşısında saatlerce süslenmişler. Külkedisi de gitmek istemiş. Ama üvey annesi kahkaha atmış:
— Sen mi baloya gideceksin? Haline bak! Sen evde kalıp işleri bitir.

Külkedisi üzülmüş, sessizce köşesine çekilmiş.


Peri Annenin Yardımı

Gece olduğunda üvey annesi ve kızları baloya gitmiş. Külkedisi bahçede tek başına oturup ağlamaya başlamış. O sırada yıldızlar arasında parlayan bir ışık belirmiş. Karşısına tatlı yüzlü bir kadın çıkmış:
— Sevgili çocuğum, ben senin peri annenim. Gözyaşların bana ulaştı. Bu gece sen de baloya gideceksin.

Kadın sihirli değneğini sallamış. Bahçedeki balkabağı altın işlemeli bir arabaya, fareler bembeyaz atlara, eski giysiler ise ışıl ışıl bir elbiseye dönüşmüş. Ayağına ise camdan zarif ayakkabılar giymiş.

— Ama unutma, gece yarısı büyü bozulacak. Tam on iki olmadan dönmelisin, demiş peri anne.

Külkedisi teşekkür ederek arabaya binmiş.


Sarayın Işıltısı

Sarayın kapısından içeri girdiğinde herkes büyülenmiş. Müzik durmuş, gözler ona çevrilmiş. Prens, böylesine zarif bir kızı ilk kez görmüş. Yanına gelip nazikçe elini uzatmış:
— Benimle dans eder misiniz?

Külkedisi başını eğip gülümsemiş. Gece boyunca dans etmişler, sohbet etmişler. Prens onun zarafetine hayran kalmış. Külkedisi ise ilk kez kendini değerli hissetmiş.

Ama saat on ikiye yaklaşınca kalbi hızla çarpmış. “Gitmeliyim!” diye fısıldamış. Koşarak saraydan çıkarken merdivenlerde cam ayakkabısının biri düşmüş. Arabaya atlamış ve uzaklaşmış. O anda büyü bozulmuş. Külkedisi eski giysileriyle evine dönmüş.


Ayakkabının Sırrı

Prens ertesi gün, elinde cam ayakkabıyla ülkeyi dolaşmaya başlamış.
— Bu ayakkabı kimin ayağına uyarsa, işte o benim eşim olacak, demiş.

Üvey kız kardeşler sırayla denemiş ama ayakkabı onlara olmamış. Ne kadar uğraşsalar da başarılı olamamışlar.

Sonunda sıra Külkedisi’ne gelmiş. Üvey annesi itiraz etmiş:
— O basit hizmetçi olamaz!

Ama prens ısrar etmiş. Külkedisi ayakkabıyı giydiğinde herkes şaşkınlıktan donakalmış. Ayakkabı ona tam olmuş. Dahası, cebinden diğer cam ayakkabıyı çıkarıp göstermiş.


Gerçek Güzellik

Prens sevinçle:
— İşte aradığım kişi sensin! demiş.

Üvey kardeşler utançtan başlarını öne eğmiş. Külkedisi ise nazikçe gülümsemiş. Çünkü o hiçbir zaman kin tutmamış.

Kısa süre sonra sarayda görkemli bir düğün yapılmış. Prens ile Külkedisi evlenmiş. Artık kimse onun kalbindeki iyiliği görememezlikten gelememiş.

Üvey annesi ve kızları da zamanla hatalarından ders almış, kibirlerini geride bırakmışlar.

Külkedisi’nin hikâyesi, krallıkta nesilden nesile şu sözle anlatılmış:
“Gerçek güzellik ne elbisede, ne yüz hatlarında… Gerçek güzellik, kalbin içindeki ışıkta saklıdır.”

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri sabredenlerin, biri iyiliği koruyanların, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir