Bir varmış, bir yokmuş… Rüzgârı mis gibi kekik kokan küçük bir köyde, annesi ve ninesiyle yaşayan minik Ahmed varmış. Ahmed meraklıymış; her sabah horoz sesleriyle uyanır, bahçedeki fidanları dolaşır, “Acaba bugün büyüdünüz mü?” diye sorarmış. Fakat Ahmed’in bir huyu varmış: Her şeyin hemen olmasını ister, beklemeyi sevmezmiş.
Bir akşamüstü nineleri tandırın yanında otururken Ahmed, “Ninem,” demiş, “Tohum ektim, neden hemen çiçek olmuyor?” Nine gülümsemiş: “Evladım, her şeyin bir vakti var. Sabırla sulayıp emek verince Allah dileyene güzel kapılar açar.” Sonra bir kese çıkarmış. İçinden inci gibi beyaz, minicik bir tohum göstermiş: “Buna ‘Sabır Çiçeği’nin tohumu derler. Dua, emek ve güzel ahlâk ile büyür. Ama acele edenin elinde solar.”
Ahmed tohumu avucuna almış. “Bunu dikersem yarın açar mı?” diye sormuş. Ninesi başını sallamış: “Önce besmeleyle niyet et. Sonra üç anahtarı unutma: sabır, şükür, doğruluk. Bir de kalbini yumuşatan paylaşma. İşte o zaman çiçeğin açtığını görürsün.”

Ertesi sabah Ahmed, güneş doğarken tohumu bahçenin köşesine ekmiş. “Bismillah,” demiş, “Rabbim, emeğimi bereketlendir.” Her gün toprağı havalandırmış, az az su vermiş. Ama bir hafta geçmeden “Neden hâlâ çiçek olmadı?” diye söylenmeye başlamış. Anneleri ona gülümsemiş: “Sabır, beklerken güzel kalabilmek demektir. Hadi bugün komşu teyzenin odunlarını taşıyalım; emek, duanın kardeşidir.”
Ahmed istemese de annesiyle birlikte komşularına yardım etmiş. Akşam olunca yorgun ama huzurluymuş. Bahçeye koştuğunda toprağın üstünde minicik bir yeşillik görmüş. “Aaa!” diye sevinmiş. Ninesi, “Gördün mü?” demiş. “İyilik kalbi açar.”
Ertesi gün Ahmed evin önünde parlak bir madeni para bulmuş. Tam cebine koyacakken içi cız etmiş. “Doğruluk anahtarı,” diye fısıldamış ninesinin sesi sanki kulağında. Paranın sahibini aramış; bakkal amcaya sorunca yaşlı bir dedenin düşürdüğü anlaşılmış. Ahmed parayı götürmüş. Dede gözleri dolarak, “Allah razı olsun evladım,” demiş ve Ahmed’e bir elma vermiş. Ahmed elmayı yolda gördüğü aç bir kedicikle paylaşmış. Akşam, bahçedeki fidenin yapraklarında ince bir parıltı belirmiş.
Bir başka gün gökyüzü birden kararmış, sert bir rüzgâr çıkmış. Küçük fide eğilip bükülmüş. Ahmed siper olmaya çalışırken fidenin ince gövdesi kırılmış. Yüreği burkulmuş, “Ben beceremedim,” diye ağlamış. O esnada annesi yanına çökmüş: “Kırılanı onarmanın yolu da sabırdır. Rabbinden yardım iste; vazgeçmek yerine dua et.” Ahmed gözlerini kapamış: “Allah’ım, bana güç ver. Ben hatamı anladım; acele ettim. Çiçeğime iyi bakacağım.”
Ertesi sabah Ahmed, kırılan gövdeyi ince bir dal parçasıyla bağlamış, etrafına küçük taşlardan bir çember yapmış. Sularken “Elhamdülillah” demiş; güneşi görünce “Şükürler olsun,” diyerek gülümsemiş. Günler böyle geçerken Ahmed artık her sabah sadece “Çiçeğim açtı mı?” diye bakmıyor; kuşlara yem bırakıyor, yaşlılara su taşıyor, kardeşleriyle oyun oynarken paylaşmayı ihmal etmiyormuş. İçindeki acele dalga dalga sakinliğe dönüşmüş.
Bir cuma günü, Ahmed caminin avlusunda imam amcaya rastlamış. İmam, “Küçük dostum,” demiş, “Sabreden insan tıpkı tohum gibidir; zamanı gelince filizlenir.” Ahmed başını sallamış: “Ben de beklemeyi öğreniyorum.” Namazdan sonra cemaatle beraber duaya katılmış; içinden çiçeğini de anmış.
Akşam eve döndüğünde bahçeden tatlı bir koku yayılıyormuş. Ahmed koşmuş, gözlerine inanamamış: İncecik sapın ucunda, bembeyaz ve saf bir çiçek açmış! Yaprakların ortasında, sanki ışık saklıymış. Nine sevinçle ellerini açmış: “Şükürler olsun. Gördün mü yavrum, dua ve emek bir araya gelince Allah dileyene güzellikler lütfeder.”
Ahmed çiçeği koparmamış. “O bahçede kalsın, bakan herkes sabrı hatırlasın,” demiş. Ertesi gün komşu çocukları çiçeği görmeye gelmiş. Ahmed, “Bu çiçek sabrın hediyesi,” diyerek başından geçenleri anlatmış. Çocuklar da söz vermiş: “Biz de doğrulukla yaşayıp, paylaşmayı unutmayacağız.”
O günden sonra Ahmed her işine besmeleyle başlar, sonucu için acele etmezmiş. Bahçedeki Sabır Çiçeği çoğalmış; her yeni tomurcuk, bir iyilik hatırası gibi açmış. Köyde “sabır, şükür, doğruluk ve paylaşma” dilden dile dolaşmış. Ahmed ise elini kalbine koyup fısıldamayı alışkanlık edinmiş: “Rabbim, sabredenlerle beraberdir.”
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri sabredenlerin, biri şükredenlerin, biri de bu masalı dinleyip kalbini güzelleştiren çocukların başına.













Bir yanıt yazın