Pamuk Prenses ve 7 Cüceler

Bir varmış bir yokmuş… Çok uzak diyarlarda, kar gibi beyaz tenli, gece gibi siyah saçlı, gül yaprağı gibi dudaklı güzel bir kız yaşarmış. Onun adı Pamuk Prenses’miş. Babası iyi kalpli bir kral, annesi ise erken yaşta vefat etmiş. Kral daha sonra kötü kalpli, kibirli bir kadınla evlenmiş.

Üvey kraliçe güzelliğiyle övünür, her gün sihirli aynasına sorarmış:
— Söyle bana ayna, söyle bana doğruyu, bu diyarda en güzel kimdir?
Ayna her seferinde:
— En güzel sizsiniz kraliçem, dermiş.

Ama Pamuk Prenses büyüyüp güzelleştikçe ayna bir gün farklı cevap vermiş:
— En güzel olan Pamuk Prenses’tir.

Kraliçenin öfkesi göklere çıkmış. “Bu kızı ortadan kaldırmalıyım,” demiş. Avcıyı çağırıp Pamuk Prenses’i ormana götürmesini istemiş.


Ormanda Yeni Hayat

Avcı, Pamuk Prenses’i ormana götürmüş ama ona kıyamamış.
— Kaç git, prenses. Burada güvende olursun, demiş.

Pamuk Prenses gözyaşları içinde teşekkür etmiş. Uzun süre yürüyüp ormanın derinliklerinde küçük bir kulübe bulmuş. İçeri girdiğinde her şey küçücükmüş: minik tabaklar, minik sandalyeler, yedi küçük yatak…

Yorgunluktan dayanamayıp uyuyakalmış. Akşam olduğunda kulübenin sahipleri gelmiş: yedi cüce. Onlar maden işçisiydi, gün boyu çalışır, akşam evlerine dönerlerdi. Pamuk Prenses’i görünce şaşırmışlar. Kız uyanınca başından geçenleri anlatmış. Cüceler ona acımış ve demişler ki:
— Bizimle kal, seni koruruz.

Pamuk Prenses sevinçle kabul etmiş. Ev işlerinde onlara yardım etmiş, her akşam şarkılar söyleyip birlikte vakit geçirmişler.


Kraliçenin Kötü Planları

Ama kraliçe aynasına tekrar sorduğunda cevap değişmemiş:
— En güzel hâlâ Pamuk Prenses.

Kraliçe çıldırmış. Kılık değiştirip ormana gitmiş. Elinde zehirli bir tarakla kulübeye gitmiş. Kapıyı çalıp sevecen bir sesle:
— Güzel kızım, sana hediye getirdim, demiş.

Pamuk Prenses saf kalbiyle teşekkür edip tarağı saçına takınca bayılıp yere düşmüş. Neyse ki cüceler zamanında yetişip tarağı çıkararak onu kurtarmışlar.

Kraliçe pes etmemiş. Bir başka sefer zehirli bir kuşakla gelmiş. Ama cüceler yine yetişmiş. Sonunda kraliçe en sinsi planını yapmış: zehirli elma.

Bu kez kapıya yaşlı bir kadın kılığında gelmiş.
— Güzel kızım, bu elmayı tat, dünyanın en tatlı meyvesidir, demiş.

Pamuk Prenses bir ısırık alır almaz yere yığılmış. Cüceler ne yaptıysa onu uyandıramamış. Çok üzülmüşler, onu camdan bir sandığa koymuşlar. Ormanda herkes onun güzelliğini görmeye gelmiş ama kimse uyandıramamış.


Gerçek Sevgi

Bir gün uzak diyarlardan gelen iyi kalpli bir prens ormanda dolaşırken cam sandığı görmüş. Pamuk Prenses’in yüzünü görünce kalbi derinden etkilenmiş.
— Bu kadar güzel ve saf birini bırakıp gidemem, demiş.

Sandığı cücelerle birlikte taşırken Pamuk Prenses’in boğazındaki elma parçası yerinden çıkmış. Genç kız gözlerini açmış. Cüceler sevinçle sarılmış, orman neşeyle dolmuş.

Prens, Pamuk Prenses’e saygıyla elini uzatmış:
— Benimle gelmek ister misin? Beraber mutlu bir hayat kuralım.
Pamuk Prenses gülümseyerek kabul etmiş.

Kraliçeyse aynasına sorduğunda artık en güzel olmadığını öğrenmiş ve kendi kıskançlığıyla yok olup gitmiş.

Pamuk Prenses ve Prens, cücelere sık sık uğrayarak dostluklarını hiç bozmamış. Köyde herkes onların iyiliğini konuşmuş.

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri cesur olanların, biri dostluğunu koruyanların, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir