Yıldızların Fısıldadığı Gece

Mira odasının penceresini araladı. Gece serin ve sakindi. Sokak lambası yumuşak bir ışıkla kaldırıma dökülüyordu. Uzakta bir kedi usulca yürüdü, sonra kayboldu. Mira yastığına uzandı ama gözleri kapanmak istemedi. Yarın okulda şiir okuyacaktı. Kalbi biraz hızlı atıyordu. “Keşke içimdeki rüzgâr dinse,” diye fısıldadı.

Annesi kapıyı tıklattı. “Uykuya hazır mısın?” dedi. Mira başını salladı. “Kalbim çabuk çarpıyor.” Annesi yatağın yanına oturdu. “O zaman yıldız nefesini deneyelim,” dedi. “Burnundan yavaşça al. Dörde kadar say. Sonra ağzından yavaşça ver. Dörde kadar say.” Mira denedi. Göğsü iniş çıkış yaparken odanın sessizliği yumuşadı. Perde hafifçe kıpırdadı. Sanki gece de nefes alıyordu.

Annesi sevecen bir sesle anlattı: “Gökyüzünde minik bir yol var. O yolun adı Yıldız Yolu. Gece olunca bu yolda fısıltılar dolaşır. Her fısıltı bir iyi dilek taşır. Kalbin yavaşladığında bu fısıltıları duyarsın.” Mira kulak kesildi. “Gerçek mi?” Annesi gülümsedi. “Şimdi pencereden bak ve dinle.” Mira battaniyesini çekti, pencereden dışarı baktı. Gökyüzü sanki bir masal sayfasıydı. En parlak yıldız, göz kırpar gibi yanıp söndü.

Mira yatağına döndü. Gözlerini kapadı. O anda hayalinde bir sahne açıldı. Kendini sıcak, yumuşak bulutların üzerinde buldu. Bulutlar pamuk gibi hafifti. Altında gece şehri uyuyordu. Bir ses duydu: “Merhaba Mira.” Ses, gümüş ışıltılı bir yıldızdan geliyordu. Yıldız minik bir çatı kadar büyüdü, sonra bir düğme gibi küçüldü. “Ben Fısır Fısır,” dedi. “Yıldız Yolu’nun bekçisiyim. Fısıltıları taşırım. Korkuları hafifletirim, kalpleri dinlendiririm.”

Mira utangaçça sordu: “Yarın şiir okuyacağım. Sesim titrer mi?” Fısır Fısır yürüyen bir ışık yolu çizdi. “Gel,” dedi. “Üç durağa uğrayacağız: Nefes Durağı, Şükür Durağı ve Yumuşak Sözler Durağı.” Mira bulut gemisine bindi. Gemi sessizce ilerledi. İlk durakta gökyüzü derin bir göl rengine büründü. Fısır Fısır, “Nefes al, dört say. Nefes ver, dört say,” dedi. Mira yaptı. İçindeki rüzgâr yavaşladı. Göğsündeki düğüm çözülür gibi oldu.

İkinci durakta bulutların arasından küçük bir bahçe çıktı. Işık tohumları toprağa serpilmişti. Fısır Fısır, “Şükür Durağı burası,” dedi. “Bugün güzel olan üç şeyi düşün.” Mira düşündü: “Annemin gülüşü. Arkadaşımla paylaştığım sandviç. Öğretmenimin ‘aferin’ demesi.” Bahçedeki tohumlar bir anda tomurcuklandı. Hafif bir koku yayıldı. Yıldız fısıldadı: “Şükür, kalbi yumuşatır. Kalp yumuşayınca uyku kapısı açılır.”

Üçüncü durağa geldiler. Gökyüzü ince bir müzikle doldu. Yumuşak Sözler Durağı’nda, küçük kum saatleri yan yana diziliydi. Her kum saatinin içinde bir cümle parlıyordu. Fısır Fısır, “Uykudan önce kendine nazikçe konuş,” dedi. Mira bir kum saatini çevirdi. İçindeki cümleyi okudu: “Hazırım. Nazik ve güçlüyüm.” Bir diğerini çevirdi: “Sözlerim akacak. Kalbim sakin.” Sonuncusunda şunlar yazıyordu: “Hata yaparsam da olur. Her şey öğreti.” Mira gülümsedi. “Bunları yarın da söyleyeceğim.”

Bulut gemisi geri dönerken ormandan tatlı bir rüzgâr geçti. Uzak bir diyardan çan gibi bir ses duyuldu. Fısır Fısır, “Bu ses, rüyaların kapısı,” dedi. “Şimdi seni odana bırakacağım. Uyumadan önce üç adımı hatırla: Nefes, Şükür, Yumuşak Söz.” Mira başını salladı. “Teşekkür ederim.” Yıldız küçük bir kıvılcım bıraktı. “Bu kıvılcım, geceleri yastığının yanında durur. Işığı görünmez ama kalbini aydınlatır.”

Mira gözlerini araladı. Odası yine sakindi. Perde kıpırdıyor, gece pencereden içeri yumuşakça akıyordu. Annesi usulca sordu: “Nasıl hissediyorsun?” Mira fısıldadı: “Hafif.” Sonra üç adımı yaptı. Nefes alıp verdi. Üç güzel şey saydı. Kendine nazikçe konuştu: “Hazırım. Nazik ve güçlüyüm. Hata yaparsam da olur.” Yastığını düzeltti. Battaniyesini çenesine çekti. Göz kapakları ağırlaştı.

Dışarıda ay, sanki penceresine bir selam gönderdi. Yıldızlar fısıldadı: “Uykun derin, rüyan tatlı olsun.” Mira rüyasında, yarın okuldaki şiirin kelimelerinin bir dere gibi usul usul aktığını gördü. Arkadaşları onu dinliyor, öğretmeni gülümsüyordu. Kalbi sakindi. Rüya, yavaşça bir ninniye dönüştü. Ninni, dalgaların kıyıya dokunan sesi kadar yumuşaktı. Ve Mira, gecenin şefkatli elinde, derin bir uykuya daldı.

Sabah olduğunda güneş perdeden içeri sızdı. Mira dinlenmiş ve hazır uyandı. Yatağını topladı. Pencereden gökyüzüne baktı. “Teşekkür ederim,” dedi. Yıldızlar gündüz görünmüyordu ama Mira biliyordu: Fısıltılar oradaydı. Kalbinde sakince bekliyordu.

Ve gece yeniden geldiğinde, yıldızlar aynı sözleri fısıldamaya devam etti: “Nefes. Şükür. Yumuşak söz.” Mira her seferinde daha hızlı uykuya dalmayı öğrendi. Böylece Yıldız Yolu, her çocuğun kalbinde sessiz bir ışık olarak kaldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir