Bir zamanlar, yüksek dağların ardında, yemyeşil bir vadide küçük bir köy vardı. Bu köyde iki kardeş yaşardı: Zeynep ve Ali. Zeynep beş yaşındaydı, Ali ise ondan biraz büyüktü. Her sabah uyanır uyanmaz birlikte bahçeye çıkar, çiçeklere su verir ve kuşların şarkısını dinlerlerdi.
Bir gün, köyün yanındaki ormanda dolaşırken kulağa çok farklı bir melodi geldi. Sanki rüzgâr kendi diliyle şarkı söylüyordu. Kardeşler hayran kaldı. Zeynep, “Keşke bu şarkıyı herkes duyabilse,” dedi. Ali de, “O zaman onu paylaşmanın yolunu bulmalıyız,” diye karşılık verdi.
Eve döndüklerinde dedelerine sordular. Dedeleri gülümsedi ve şöyle dedi:
“Doğa her zaman bize armağanlar verir. Kuşların sesi, çiçeklerin kokusu, rüzgârın melodisi… Eğer onları paylaşmayı öğrenirsek hem biz mutlu oluruz hem de başkaları.”
Kardeşler düşündü taşındı. Zeynep, melodiyi ezberlemeye çalıştı, Ali de bir ağaç dalından flüt yaptı. Zeynep melodiyi mırıldanırken Ali flütle eşlik etti. Ortaya öyle tatlı bir şarkı çıktı ki, köyün diğer çocukları da merak edip yanlarına geldiler.

Başta herkes flütü çalmak istedi. Biraz tartışma oldu. Ali, flütü kimseyle paylaşmak istemiyordu. Zeynep ona dönüp, “Rüzgâr bize bu şarkıyı tek başımıza dinleyelim diye vermedi ki. Hep beraber duyabilelim diye verdi,” dedi. Ali biraz düşündü ve flütü diğer çocuklara da verdi.
Sıra ile herkes çaldı, herkes söyledi. Önce biraz sabırsızlık oldu ama sonra herkes beklemeyi öğrendi. Çalan da dinleyen de mutlu oldu. Flüt elden ele dolaştıkça rüzgârın şarkısı tüm köyü doldurdu.
O gün köyde büyük bir şölen gibi sevinç yaşandı. Yalnızca bir şarkı değil, kardeşlik, paylaşma ve sabır da büyüdü.
Akşam olduğunda dedeleri, “İşte gördünüz mü çocuklar? Doğanın güzelliğini paylaştıkça çoğalır. Siz de kardeşliğinizi paylaşarak büyüttünüz,” dedi.
O günden sonra köyde bir gelenek başladı. Her hafta çocuklar ormanda yeni bir ses aradı: dere şırıltısı, yaprak hışırtısı, kuş kanadı sesi… Onları birlikte dinleyip köy halkıyla paylaştılar. Böylece hem doğaya saygı duymayı öğrendiler hem de sabırla, kardeşçe yaşamayı.
Zeynep ve Ali’nin kalbinde rüzgârın şarkısı hep kaldı. Onlar büyüdükçe köyün çocuklarına şu öğüdü verdiler:
“Doğa size bir armağan verdiğinde onu saklamayın. Paylaşın ki mutluluk çoğalsın.”
Ve köyde rüzgâr her estiğinde, herkes hatırladı: Mutluluk, ancak paylaşıldığında gerçek olur.













Bir yanıt yazın