Minik Çiçeğin En Güzel Günü Masalı

Adım Minik. İnce bir sapım, pırıl pırıl yapraklarım var. Yeşil bir tepenin yumuşak toprağına tutunurum. Sabahları uyanınca, rüzgâr “fıs fıs” der, ben de usulca sallanırım. Güneş beni ısıtır, kuşlar “cik cik” diye şarkı söyler. Bazen kendime sorarım: “Acaba bugün benim en güzel günüm olur mu?”

Yanımda uzun boylu papatyalar, gösterişli laleler, mis kokulu güller yaşar. Onlar büyük; ben küçüğüm. Ama kalbim merak dolu. Her yeni gün, taze bir hediye gibi gelir. “Minik Çiçeğin En Güzel Günü Masalı” belki de bugün başlar, diye düşünürüm.

Sabah serinliğinde minik bir damla kondu üzerime. Damlacık gülümsedi. “Ben Çıt,” dedi. “Buluttan geldim. Yapraklarına su bırakmaya.” Çıt usulca gezindi, tohumların uykusuna iyi geceler diledi. Ben ferahladım, yapraklarım parladı.

Bir ses duydum: “Vızz!” Yakınlarda arı uçuyordu. Adı Zuzu’ydu. Çizgili sırtı gün ışığında parıldıyordu. “Merhaba Minik,” dedi. “Bugün bal çiçeği arıyorum.” Sessizce bekledim. Zuzu yaklaştı, yüzüme şaşkın baktı. “Kokusun hafif ama tatlı,” diye mırıldandı. Dikkatle içime eğildi, minik bir yudum aldı. “Ne hoş bir öz!” Ben sevindim, o da memnun ayrıldı.

Öğlene doğru pır pır kanat sesleri duyuldu. Renkli bir kelebek indi yanıma. Adı Pıtırcık’tı. “Gölge arıyordum,” dedi. Yaprağımın serin yerine kondu. Kanatlarında mavi, sarı, pembe çizgiler vardı. “Sen küçük olabilirsin,” dedi, “ama konmaya çok rahat.” Birlikte rüzgârı dinledik. Pıtırcık kanadını hafifçe çırptı; etrafımıza sim gibi ışıklar saçılmış gibi oldu.

Uzakta iki çocuk belirdi. Biri mavi şapkalı, diğeri sarı elbiseli. El ele yürüdüler. Mavi şapkalı fısıldadı: “Çiçeklere nazik olalım.” Sarı elbiseli eğildi, toprağımı okşadı. “Merhaba küçük dost,” dedi. Elindeki sulukla çevreme biraz su gezdirdi. Toprak “şap şup” içti. İçim rahatladı.

Rüzgâr ansızın yükseldi. “Fuuu” diye esti. Kuru bir dal parçası yuvarlanıp yanıma takıldı. Sapım titredi. Bir an korktum. “Ya kırılırsam?” Çocuklar gördü. Sarı elbiseli dalı kenara itti. Mavi şapkalı, taşlardan minik bir set yaptı. “Rüzgâr buradan sekip geçsin,” dedi. Siper işe yaradı. Savrulmadım. “Teşekkür ederim,” dedim içimden. Rüzgâr yumuşadı.

Gökyüzüne baktım. Bulutlar uçurtma gibi süzülüyordu. Çıt damlacık buhar olup yukarı çıkmak için hazırlandı. “Yeniden geleceğim,” dedi. “Döngüm uzun ama kalbin hafif kalsın.” Ona el salladım. Pıtırcık, “Öğleden sonra arkadaşlarımı getireceğim,” diye söz verdi.

Gerçekten de getirdi. Üç kelebek, iki uğur böceği, bir kaplumbağa… Hepsi tepenin üzerinde buluştu. Uğur böcekleri beneklerini saydı; kaplumbağa ağır ağır geçti, gölgesini paylaştı. Zuzu arı, “Şarkı zamanı!” diye vızıldadı. Hep birlikte “hum cicik hum” diye ritim tuttular. Ben de yapraklarımı “şıkır şıkır” salladım. İçimdeki çekingenlik yerini sevince bıraktı.

Güneş batıya eğilirken, tepe altın rengine boyandı. Çocuklar geri geldi. Bu kez yanlarında küçük bir tabelayla döndüler. Üzerine kocaman harflerle şunu yazmışlardı: “Minik Çiçeğin En Güzel Günü Masalı – Bu tepecikte nazik ol, su ver, gülümse.” Tabelayı yakınıma diktiler. Kalbim pır pır attı. Adımı tabelada görmek bana güç verdi.

Derken beklenmedik bir bulut kapladı gökyüzünü. İnce bir yağmur başladı. Damlalar toprağı serinletti. Rüzgârla birlikte yağmurun sesi bir ninniye dönüştü. Zuzu kanatlarını siper yaptı, Pıtırcık yaprağımın kenarına daha sıkı tutundu. Çocuklar başlarını şemsiyenin altına gizledi ama gözleri bende kaldı. Yağmur durduğunda havada taze bir koku kaldı. Toprak şükretti. Ben daha uzun, daha diri hissettim.

Akşam serinliği çökerken gökyüzünde renkli bir yol belirdi. Gökkuşağıydı. Pıtırcık, “Bak!” diye bağırdı. Renkler üstümde yürüyormuş gibi göründü: kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, mor… O an anladım: En güzel gün, tek başıma güçlü olmam değil; birlikte olmayı fark etmemdi. Zuzu’nun ziyareti, Pıtırcık’ın gölgesi, çocukların şefkati, bulutun suyu… Hepsi bir araya gelince ben ben oldum.

Gecenin ilk yıldızı yanıp söndü. Çocuklar el salladı. Uğur böcekleri evlerine döndü. Kaplumbağa otların arasına saklandı. Rüzgâr usulca battaniye serer gibi tepenin üstünden geçti. Ben fısıldadım: “Teşekkür ederim, bugün benim en güzel günümdü.”

Uykuya dalmadan önce tabelaya yeniden baktım. “Minik Çiçeğin En Güzel Günü Masalı” yazısı ay ışığında parlıyordu. İçimden şu sözcükler aktı: “Küçük olmak eksik olmak değildir. Nazik bir söz, bir damla su, bir dostun gölgesi… Hepsi büyütür.” Gözlerimi kapadım. Yarın yeni misafirler gelsin; ben yine hazır olayım. Çünkü en güzel gün, paylaşıldıkça çoğalır.

Gece derinleşti, tepe sessizleşti. Uzakta bir baykuş “huu” dedi, ben ürkmedim; çünkü dostlarımı hatırladım. Ertesi sabah, gün doğarken, bahçıvan Leyla Hanım tepeye çıktı. Elinde küçük bir sulama kabı, cebinde renkli taşlar vardı. Etrafıma daire yaptı, taşları sıraladı. “Su burada tutulsun, kökler rahat etsin,” dedi. Çocuklar da gelip minik bir yol çizdi; yanına “nazik adımlar” yazdılar. Zuzu uğrayıp yeni çiçeklere yol tarif etti. Pıtırcık, kanadından düşen küçük pulları güneşe tuttu; pullar parlayınca hepimiz güldük. “Minik Çiçeğin En Güzel Günü Masalı” artık sadece benim değil, bu tepenin adı olmuştu. Ben de gülümsedim, gün başlamıştı. Birlikte büyümeye devam edecektik.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir