Yusuf’un Şükür Yolculuğu

Bir varmış bir yokmuş… Deniz kokusunun rüzgârla sokaklara karıştığı küçük bir sahil kasabasında, annesi ve dedesiyle yaşayan küçük Yusuf varmış. Yusuf, gün doğarken martıların sesini dinlemeyi, akşamüstleri de dalga izlemeyi çok severmiş. Dedesinin en sevdiği sözü şuydu: “Evladım, şükür bir anahtardır; açtığı kapıdan sabır, umut ve bereket girer.”

Bir yaz günü kasabanın camisi tadilata girmiş. Mahalleli, cami kütüphanesini büyütmek ve çocuklara kitap almak için bir yardım şenliği düzenlemeye karar vermiş. Herkes gücü yettiğince katkı sunuyormuş. Yusuf da annesiyle birlikte limonata satacak, kazancı kütüphaneye gidecekmiş. Yusuf heyecanla limonları sıkar, “Keşke her şey hemen hazır olsa,” diye içinden geçirirmiş.

Şenliğin sabahı gökyüzü masmaviymiş. Yusuf tezgâhını kurmuş, bardağını, sürahisini düzenlemiş. İlk müşteriler gelmiş, yüzler gülüyormuş. Tam her şey yolundayken aniden rüzgâr şiddetlenmiş; ince plastik tabela uçmuş, sürahinin kapağı açılmış, limonatanın yarısı yere dökülmüş. Yusuf’un içi sızlamış: “Emeklerim… Şimdi nasıl yardım edeceğim?”

Yusuf’un gözleri dolarken dedesi yanına yaklaşmış: “Üzülme yavrum. Şimdi şükür vakti.”
Yusuf şaşırmış: “Dede, nasıl şükredeyim? Limonatamız döküldü.”
Dedesi gülümsemiş: “Şükür sadece bollukta değil; zorlukta da kalbi sakin kılar. ‘Elhamdülillah, kalan yeter; gayret bizden, kolaylık Allah’tan’ de. Sonra da çözüm ara.”

Yusuf derin bir nefes almış: “Elhamdülillah.” Rüzgârı kesmek için tezgâhı duvara yaklaştırmış. Annesi kapaksız bardağı değiştirmiş, dedesi de eski bir afişi rüzgâr perdesi gibi asmış. O sırada yan tezgâhta el işi bileklik satan Esma teyze gelmiş: “Yusuf, bardaklar ıslandı. Benim bezlerim var, al kurula.” Yusuf teşekkür etmiş. Birkaç dakika sonra tezgâh yeniden düzenlenmiş; limonata yetmeyecek gibi görünse de Yusuf artık sakinmiş.

Az ileride, küçük bir çocuk ağlayarak annesine sarılıyormuş. Bardaktaki limonatayı düşürüp kırmış, eline minik bir çizik atmış. Yusuf hemen koşmuş, “Hiç sorun değil,” deyip çocuğa ücretsiz bir bardak vermiş. Annesi “Borçlu kalmayalım,” dese de Yusuf gülümsemiş: “Bugün paylaşma günü.” O an, dedesinin sözü kulaklarında yankılanmış: “Paylaşınca şükür büyür.”

Öğleye doğru bir tekne kasabaya yaklaşmış; turistler iskeleden şenliğe akın etmiş. Limonata neredeyse bitmiş. Yusuf, “Keşke daha çok olsaydı,” diye geçirirken Esma teyze elindeki termosu uzatmış: “Benim nane şerbetim var; birazını karıştıralım, tadı ferah olur.” Denemişler ve ortaya harika bir içecek çıkmış. İnsanlar beğenince Yusuf sevincini saklayamamış: “Demek ki dökülen pay, yerini başka bir nimete bırakıyor.” Dedesi başını sallamış: “Şükür kapıyı açar, gayret o kapıdan yürütür.”

Gün batarken cami avlusunda küçük bir program yapılmış. İmam amca, “Çocuklar,” demiş, “şükür yalnız ‘çok şeye sahip olmak’ değildir; az olanda da güzeli görmektir. Yusuf kardeşimiz bugün bunu bize gösterdi.” Yusuf mahcup olmuş. Alkışlar arasında yardım kutuları toplanmış. Sayım yapılınca, beklediklerinden daha fazla bağış çıktığı görülmüş. Meğer turistler, Yusuf’un küçük çocuğa yardım edişini görüp tezgâha fazladan destek bırakmışlar.

Program bitince annesi, Yusuf’a bir kese vermiş: “Bu, limonata masrafımızdı; ama bağışlar masrafları fazlasıyla karşıladı. Kalanı senin hakkın.” Yusuf düşünmüş: “Ben bunu kütüphaneye geri versem daha çok çocuk kitap okur.” Dedesi “Kalbin ne diyorsa onu yap,” demiş. Yusuf keseyi imam amcaya uzatmış: “Bunu da kitaplara ekleyelim.” İmam amca duygulanmış: “Allah gönlünü genişletsin evladım.”

O gece evde herkes yorgun ama huzurluymuş. Yusuf yatağa uzanırken kalbinden sessiz bir dua yükselmiş: “Rabbim, bugünkü gibi zorluklarda bile şükredebilmeyi nasip et. Bizi paylaşmaktan uzak etme.” Dışarıda dalgalar kıyıya vururken Yusuf gülümsemiş. Dökülen limonatayı, uzatılan bezleri, nane şerbetini ve en çok da küçük çocuğun yüzündeki sevinci hatırlamış. “Şükür bir yolculukmuş meğer,” diye mırıldanmış, “her adımında yeni bir iyilik saklı.”

Ertesi sabah kasaba meydanına yeni kitaplar gelmiş. Kütüphanenin rafları rengârenk olmuş; çocuklar sıraya girerek kitap seçmiş. Yusuf bir kitabın ilk sayfasına bakmış: “Şükreden kalpler, deniz feneri gibi parlar.” Yusuf, denize doğru yürüyen ışığı görünce dedesinin elini tutmuş: “Dede, bugün de şükredeyim mi?”
Dedesi gülmüş: “Her gün oğlum, her gün.”

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri şükredenlerin, biri sabırla çalışanların, biri de paylaşmayı seven güzel çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir