Bir varmış bir yokmuş… Deniz kokusunun rüzgârla karıştığı küçük bir kasabada, aynı evi paylaşan iki kardeş varmış: Ada ve Efe. Ada sabırlı ve düzenliymiş; Efe ise meraklı ve hareketli. İkisi bazen oyuncaklar yüzünden tartışsalar da akşam olunca mutlaka barışırlarmış. Bir gün okuldan dönerken parkın köşesindeki boş toprağı görmüşler. Ada, “Burası neden hep kuru kalıyor?” diye sormuş. Efe, “Belki de kimse ilgilenmiyordur,” demiş.
Akşam, naneli çaylarını içerken anneleri anlatmış: “Burası eskiden mahalle bahçesiydi. İnsanlar çiçek eker, hasat zamanında birbirleriyle paylaşırdı. Sonra herkes meşgul oldu, bahçe unutuldu.” Ada’nın gözleri parlamış: “O hâlde biz canlandıralım!” Efe hemen atılmış: “Adını da Kardeşlik Bahçesi koyalım.” Anne gülümsemiş: “Bahçıvan olmak sabır ister. Toprakla konuşmayı, beklemeyi, paylaşmayı öğrenirsiniz.”

Ertesi gün iki kardeş eldivenlerini takıp boş toprağa gitmişler. Çöpleri toplamış, kurumuş dalları kenara ayırmışlar. Parkın yakınındaki yaşlı çınar onları dikkatle izliyormuş sanki. Ada, “Önce toprağı havalandıralım,” demiş. Efe küreği biraz acele kullanınca toprağı etrafa saçmış. “Yavaş,” demiş Ada, “toprak da canlı.” Efe başını sallamış: “Tamam, doğaya saygı.”
Mahallenin kedisi Leylek de yanlarına gelmiş; mırıldanarak yanlarında dolaşıyormuş. Çocuklar tohumları eşit aralıklarla yerleştirmiş, her birine küçük etiketler yapıştırmışlar: “Nane, Reyhan, Domates, Papatya…” Sonra Ada bir şişeye su doldurup “Bismillah,” diyerek sulamaya başlamış. Efe de “Sırayla yapalım,” deyip sulamayı devralmış. Gün batarken ikisi de yorgun ama mutluydu.
İlk günler pek bir şey değişmemiş. Efe sabırsızlanmış: “Neden hâlâ çıkmıyor?” Ada gülmüş: “Sabır. Tohumlar içeride çalışıyor.” Onları her sabah kontrol etmişler, akşamları toprağa minik selamlar vermişler. Bir hafta sonra topraktan yeşil iğneler fışkırmaya başlayınca sevinç çığlıkları atmışlar. O günden sonra sulama, ot ayıklama, çöpleri ayırma gibi işleri paylaşarak yapmışlar. Bir gün Ada yorgun düşmüş; Efe onun görevini üstlenmiş. Ertesi gün Efe’yi ödevleri sıkıştırınca Ada tek başına ilgilenmiş. İki kardeş, iş bölümü yapınca bahçenin daha hızlı toparlandığını fark etmiş.
Mahallede huysuzluğu ile tanınan Tuncay Amca bir akşam yanlarına uğramış. “Ne yapıyorsunuz bakalım?” diye sormuş. Efe, “Bahçeyi canlandırıyoruz,” demiş. Ada da “İsteyen herkes sulayabilir, hasatta paylaşacağız,” diye eklemiş. Tuncay Amca dudak bükmüş: “Siz çocuklar bu işi bir hafta sonra bırakırsınız.” Ada kibarca, “Deneyelim amca,” demiş.
Bir gece rüzgâr yükselmiş, bulutlar sıklaşmış. Yağmur fırtınaya dönünce minik fideler rüzgârda eğilip bükülmüş. Ada camdan bahçeyi görünce içi sızlamış. Efe, “Gidip kontrol edelim mi?” diye fısıldamış. Anne birer yağmurluk giydirip birlikte parka gitmişler. Ada kırılan domates fidesinin yanına küçük bir çubuk dikmiş, iplikle nazikçe bağlamış. Efe su birikintisini taşlarla yönlendirmiş; papatyaların üstüne düşen dalı kaldırmış. O sırada Tuncay Amca el feneriyle çıkagelmiş. “Ne yapıyorsunuz bu havada?” diye homurdanmış ama elindeki büyük şemsiyeyi kardeşlerin üstüne tutmuş. “Ben de yardım edeyim,” demiş. O anda Ada anlamış: Bazen yetişkinler homurdanır ama yürekleri yardım etmeye hazırdır.
Ertesi sabah gök açılmış. Bahçedeki fideler biraz yıpranmış ama yaşıyorlarmış. Ada, “Sabırla bakarsak toparlar,” demiş. Efe, “Paylaşınca da güçlenir,” diye eklemiş. Komşular, çocukların geceki çabasını duyunca birer şey getirmeye başlamış: biri eski sulama kabı, biri tohum, biri de kompost için sebze artıkları. Tuncay Amca ise şaşırtıcı bir şey yapmış: evinden küçük bir yağmur suyu varili getirmiş. “Boşa akmasın,” demiş, “toprak suyu sever.”
Yaz yaklaşırken bahçeden mis gibi kokular yayılmış; nane yaprakları, reyhan dalları çoğalmış. Ada, “Hasada hazır olanları toplayalım,” demiş. Efe, “Önce ihtiyaç sahiplerine,” diye eklemiş. Kardeşler küçük demetler yapıp kapı kapı dağıtmışlar. Tuncay Amca da peşlerinden yürümüş, ağır poşetleri taşımış. Dağıtım bitince parkta küçük bir masa kurmuşlar; herkes sırayla çayını içerken Ada yüksekçe bir taşın üstüne çıkıp gülümsemiş: “Kardeşlik Bahçesi hepimizin. Doğaya saygı duydukça o da bize gülümser.”
Gece ay yükseldiğinde, gümüş bir ışık bahçenin üstünde dolaşmış. Ada ve Efe bir süre sessizce izlemişler. Efe fısıldamış: “Sanki ay, ‘Aferin’ diyor.” Ada başını sallamış: “Çünkü kardeşlik, paylaşma ve sabır aynı gökyüzüne bakmak gibi; ışığı hep birlikte görüyoruz.” Kısa süre sonra parkta bir tabela asılı durmuş: Kardeşlik Bahçesi — “Herkesin emeğiyle yeşerir.”
Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri sabırla emek verenlerin, biri paylaşmayı sevenlerin, biri de doğaya saygı duyan güzel çocukların başına.













Bir yanıt yazın