On İki Dans Eden Prenses Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Uzak bir diyarda, yüksek dağların eteklerinde ışıl ışıl parlayan bir saray varmış. Bu sarayda yaşayan kralın tam on iki güzel kızı varmış. Hepsi birbirinden farklı huyda ama aynı derecede nazik ve zarifmiş. Kral onları çok severmiş ama aklını kurcalayan garip bir şey varmış.

Her sabah, prenseslerin odasına giren görevliler bir tuhaflık fark ediyormuş: Kızların ayakkabıları parçalanmış, tabanları incelmiş, bağcıkları kopmuş halde bulunuyormuş. Oysa geceleri saraydan hiç ayrılmıyorlarmış. Kapılar kilitli, pencereler sıkı sıkı kapalıymış.

Kral sonunda sabredememiş. Halkına ilan etmiş:
— Bu gizemi kim çözerse, krallığımda ödüllendirilecek. Cesaretiyle öne çıkan kişi kızlarımdan biriyle evlenmeye hak kazanacak!


Çözemeyenler

Duyuru ülkenin dört bir yanına yayılmış. Genç prensler, şövalyeler, hatta sıradan köylüler bile şansını denemek için saraya gelmiş. Ama hiçbiri sırrı öğrenememiş. Çünkü her gece prenseslerin odasına konan şaraplarla gözleri ağırlaşıyor, sabah uyandıklarında hiçbir şey hatırlamıyorlarmış.

Ayakkabılar ise her sabah yine eskimiş halde bulunuyormuş. Kral giderek daha da meraklanmış.


Cesur Asker

Bir gün, uzun yıllar savaşa katılmış ama artık köyüne dönmüş fakir bir asker saraya gelmiş. Cesaretiyle tanınan bu genç adam kralın huzuruna çıkmış:
— Kralım, izin verirseniz ben de bu sırrı çözmeyi denemek isterim.

Kral, diğerlerine verdiği gibi ona da üç gün süre tanımış. Eğer üç gün içinde bir şey öğrenemezse, başarısız sayılacakmış.

Asker, saraya giderken yolda yaşlı bir kadınla karşılaşmış. Kadın ona bilgece bakmış ve cebinden küçük, ince bir pelerin çıkarmış:
— Evladım, bu pelerini giydiğinde görünmez olacaksın. Ama sakın acele etme, gözlerini dört aç, çünkü hakikati görmek için dikkat gerekir, demiş.

Asker teşekkür edip pelerini saklamış.


Gizemli Kapı

Gece olduğunda prenseslerin odasında beklemeye başlamış. Prensesler ona dostça gülümsemiş, sonra içtikleri şarabı ona da sunmuşlar. Asker bardağı dudaklarına götürür gibi yapıp aslında dökmüş. Gözleri açık kalmış.

Gece yarısı olduğunda büyük prenses yatağından kalkmış. Yatağın altındaki gizli bir düğmeye basmış. Kocaman bir kapak açılmış. Merdivenler aşağı doğru uzanıyormuş. On iki prenses ellerine şamdanlarını alıp sırayla inmişler.

Asker hemen pelerinini giymiş, sessizce onları takip etmiş.


Yeraltındaki Büyülü Dünya

Merdivenler uzunmuş. En sonunda ışıl ışıl parlayan büyülü bir ormana çıkmışlar. İlk ormandaki ağaçların yaprakları gümüş gibi parlarmış. İlerleyince altın yapraklı ağaçlarla dolu ikinci bir ormana ulaşmışlar. Daha da ileride elmas gibi parlayan kristal dallı ağaçlar görülmüş.

Prensesler hayranlıkla yürümüş. Asker gizlendiği için onları fark etmemişler. Bir süre sonra kıyısında küçük kayıkların beklediği büyülü bir göle gelmişler. Her prenses bir kayığa binmiş, karşı kıyıdaki şatoya doğru yol almış.

Asker de gizlice en küçüğünün kayığına atlamış. Prenses ağırlığı hissedince şaşırmış ama bir şey görememiş.


Dansların Sırrı

Karşı kıyıda kocaman, kristalden yapılmış bir şato varmış. İçeriden müzik sesleri yükseliyormuş. Kapılar açılınca prensesler içeri girmiş. Büyük salonda yakışıklı prensler onları bekliyormuş. Hepsi ellerini uzatmış ve sabaha kadar sürecek dans başlamış.

Müzik hiç durmamış. Prensesler coşkuyla dans etmiş, ayakkabılarının yıpranma nedeni işte buymuş.

Asker üç gece boyunca onları gizlice izlemiş. Her ayrıntıyı öğrenmiş.


Gerçeğin Ortaya Çıkışı

Üçüncü günün sabahı kralın huzuruna çıkmış.
— Kralım, kızlarınız geceleri gizli bir kapıdan geçip yeraltındaki büyülü şatoya gidiyorlar. Sabaha kadar dans ettikleri için ayakkabıları eskiyor. İşte gizemin sırrı budur, demiş.

Kral şaşkınlıkla kızlarına bakmış. Prensesler başlarını öne eğmiş, sonunda itiraf etmişler. En küçükleri fısıldamış:
— Biz dans etmeyi çok seviyoruz. Ama bunun bir sır olarak kalmasını istedik.


Mutlu Son

Kral sözünde durmuş. Askeri ödüllendirmiş ve kızlarından en küçüğünü eş olarak ona vermiş. Çünkü küçük prenses askerin cesaretine ve dürüstlüğüne hayran kalmış.

Yeraltındaki şato büyüsüyle mühürlenmiş. Artık kimse gizli kapıdan geçmemiş. Prensesler gündüzleri bahçelerde şarkılar söylemiş, sarayın koridorları neşe dolmuş.

Asker, dürüstlüğü sayesinde yalnızca kralın değil, halkın da güvenini kazanmış. Ve ülke uzun yıllar barış içinde yaşamış.

Ve masal burada bitmiş.
Gökten üç elma düşmüş: biri cesur olanların, biri merakını doğru kullananların, biri de bu masalı dinleyen güzel çocukların başına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir